Son mesaj - Gönderen: edise - Cuma, 12 Temmuz 2013 00:47
Resim galerimiz site ziyaretçilerin bakabilmesine izin verilmiştir,
MEDİNE'YE HİCRET'İ ANLAMAK
MEDİNE'YE  HİCRET'İ ANLAMAK
 
Hicret, İslâm tarihinin en önemli olayıdır. Hicret, Müslümanları, müşriklerin zulmünden kurtarmış, İslâm'a yayılma imkânı sağlamış, böylece İslâm inkılâbının başlanğıcı olmuştur.  Peyğamber Efendimiz görevinin gereği olarak insanları İslâm'a davetetmeye  başlamıştır.Müslümanların sayısı günden güne artıyor ve İslâmiyet hızla yayılıyordu. Ancak Mekke'de Kureyş kabilesinin ileri gelenleri bundan endişe duyuyor, toplum üzerindeki hâkimiyetlerini kaybedeceklerinden korktukları için O'na engel olmaya çalışıyorlardı. Müslümanlara zulmediyor, akıl almaz işkenceler yapıyorlardı. Müslümanlara karşı takındıkları tavır karşısında, Peyğamber Efendimiz hiçbir zaman yılmadı, İslâm güneşine, başka ufuklar aramayı düşündü. 
Müşriklerin, tahammülü çok ğüç olan bu zulümleri karşısında, Mekke'de Müslümanlar korunamaz hale gemişlerdi. İslâmiyeti kabul edenlerden bir kısmını, gördükleri eziyet yüzünden Peyğamber Efendimiz in bilgisiyle vatanların terk ederek ilk olarak Habeşistan'a hicrete mecbur bırakılmış daha sonrada Medine nin yolları onlara görünmüştü. Müslümanlar gizlice ve küçük gruplar halinde, kısa zamanda, Mekke'den Medine'ye hicret  ettiler. Yanlızca Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ali'yi, Hz. Peygamber Mekke'de alıkoymuştu.
Müşrikler Medine'nin kuvvetli bir İslâm merkezi haline gelmesinin aleyhlerine olacağını anladılar. Konuyu tartışmak ve bir hal çâresi bulmak üzere "Dâru'n - Nedve" denilen yerde toplandılar. Uzun uzun görüştüler ve tartıştılar. Sonunda, Peygamberimiz (s.a.s.)'i öldürmeye karar verdiler. Kendilerince çok gizli olarak aldıkları bu karar ve plânlarından Kur'an-ı Kerimde şöyle
bahsedilmektedir; "İnkâr edenler, seni bağlayıp bir yere kapamak veya öldürmek, ya da sürmek için düzen kuruyorlardı..."
[1]
Müşriklerin bu korkunç plânlarını Cebrâil (a.s.) Peygamberimiz'e haber verdi: "Bu gece, her zaman yatmakta olduğun yatağında yatmayacaksın, evini terk edeceksin..." dedi. Böylece Hz. Peygamber'e hicret için izin verildi. Peygamberimiz Hz. Ali'yi çağırdı: "Ben Medine'ye gidiyorum. Sen bu gece benim yatağımda yat, hırkamı üstüne ört. Müşrikler beni yatıyor sansınlar, onlara bir şey sezdirme. Sabahleyin şu emânetleri sahiplerine ver. Ondan sonra sen de hemen gel" dedi.  Ortalık kararınca, Kureyş'in seçme cânileri evin etrafını sardılar. Sabahleyin evinden çıkarken hep birden saldırıp öldüreceklerdi. Hz. Ali, Rasûl-i Ekrem'in yatağına yattı. Hz. Peygamber eline bir avuç kum alıp evini çeviren müşriklerin üzerine saçtı. Saçılan kum taneleri, cânilerden her birine isâbet etmiş, hepsi de derin bir uykuya dalmışlardı
Rasûlü Ekrem gece evinden ayrıldıktan sonra Kabe'yi tavaf  etti. Sonra doğduğu yerden ayrılış hüznünü ifade eden şu sözleri söyledi. "Ey Mekke! Sen Allah katında yeryüzünün en hayırlı ve  en bana sevimli yerisin. Eğer çıkmak zorunda bırakılmasaydım senden ayrılmazdım." Ertesi gün öğle sıcağında Hz. Ebû Bekir'in evine vardı. Allah'ın emriyle beraber Medine'ye hicret edeceklerini bildirdi.  Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.s.), Hz. Ebû Bekir'le birlikte Mekke'den çıkıp, Sevr Dağı'na gelerek oradaki mağarada saklandılar. Kureyş'in araması bitinceye kadar, üç gün üç gece mağarada kaldılar. Hz. Peygamber'i ve Ebû Bekir'i arayanlar, iz sürerek nihâyet Sevr'deki mağaranın ağzına kadar geldiler. Ayak sesleri ve konuşmaları içeriden duyuluyordu. Hz. Ebû Bekir, başını kaldırdığı zaman onların ayaklarını görmüş ve heyecanla: "Ya Resûlâllah, eğilip baksalar, bizi görecekler" demişti, bunun üzerine Peygamber Efendimiz:  "Korkma, Allah'ın yardımı bizimledir"  İki yoldaş ki, üçüncüsü Allah'tır, hiç endişe edilir mi?"
Resûlüllah'a ilk vahiy Hîra (Nûr) dağındaki mağarada gelmişti. Hiradaki mağara ile Serv'deki mağara arasında geçen müddet, Hz.Peygamberin, Peygamberlik hayatının Mekke devrini teşkil etmişti. Sevr dağındaki mağaradan başlayan hicret ise, Mekke devrinin sonu, Medine devrinin başlanğıcı olmuştur.
Hz. Peygamberi Medine'ye yaya yürüyüşle 1 saat uzaklıkta Kubâ köyünde karşıladılar. Peygamberimiz burada, Amr b. Avf oğulları'nda 14 gece misâfir kaldı. Bu esnâda Kur'an-ı Kerim'de "takvâ üzere yapıldığı"[2] bildirilen Kubâ Mescidini binâ etti ve burada namaz kıldı. Hz.Peygamber'den 3 gün sonra tek başına yola çıkmış olan Hz. Ali de gündüzleri gizlenip, geceleri yürüyerek, Kubâ'da iken kafileye yetişti.  14 gün sonra, bir Cuma günü Peygamberimiz devesine bindi. Karşılamağa gelenlerle muhteşem bir alay içinde Medine'ye hareket etti. Yolda "Sâlim b. Avfoğulları"na ait "Rânûna Vâdisi"nde öğle vakti oldu. Hz. Peygamber, burada arka arkaya iki hutbe okuyarak ilk cuma namazını kıldırdı. Bu ilk cuma hutbesinde, Sevgili Peygamberimiz, İslâm'ın bazı temel prensiplerine temas ettiği için, burada nakletmeyi faydalı görüyorum; Rasûl-i Ekrem, birinci hutbeye Allah'a hamd ve senâ ederek başladı ve şöyle devam etti: 
"Ey insanlar, ölmeden önce Allah'a tevbe ediniz, fırsat elde iken iyi işlere koşunuz. Allah'ı çok anmak,gizli ve âşikar çok sadaka vermek suretiyle O'nunla aranızdaki bağı kuvvetlendiriniz. Böyle yaparsanız, rızıklandırılır, yardım görürsünüz, kaçırdıklarınızı tekrar elde edersiniz."  Biliniz ki, Cenâb-ı Hak, içinde bulunduğum yılın bu ayında, bugün şu bulunduğum yerde cuma namazını kıyâmete kadar, üzerinize farz kıldı. kim bu namazı terkederse, Allah onun iki yakasını bir araya getirmesin ve hiçbir işine hayır vermesin. Biliniz ki, böylesini, tevbe etmedikçe, ne namazı, ne zekâtı, ne haccı, ne orucu, ne de herhangi bir iyiliği Allah katında bir değer taşır. Ancak, kim tevbe ederse Allah tevbesini kabul eder[3]
Ey insanlar, âhiret için azık hazırlayıp önceden gönderin. Hepiniz ölecek ve sürünüzü çobansız bırakacaksınız. bir iyiliğe 10'dan 700 katına kadar sevap verilir. Allah'ın selâm ve rahmeti üzerinize olsun". 
Hz. Peygamber, birinci hutbeyi böylece bitirdikten sonra, ikinci hutbede de şunları söylemiştir: 
"Hamd Allah'a mahsustur.. Sözlerin en güzeli, Allah Kitabı (Kur'an-ı Kerim) dir. Allah'ın, kalbini Kur'an ile süslediği, küfürden sonra İslâm'a soktuğu, Kur'an-ı, diğer sözlere tercih eden kimse felâh bulup kurtulmuştur
Allah'ın sevdiğini seviniz Allah'ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun"  Cuma namazından sonra Hz. Peygamber (s.a.s.), Medine'ye hareket etti.. Rasûl-i Ekrem'in anne tarafından akrabası olan Neccâroğulları, O'nu karşılamaya gelmişlerdi. Ensâr'ın ileri gelenleri O'na yaklaşarak:Ey Allah'ın Resûlü! İşte evlerimiz, işte mallarımız, işte canlarımız emrinize hazır" dediler. Peygamberimiz, onları taltif ve gönüllerini hoş ederekyolunadevam etti"Veda tepesinin sırtlarından ay doğdu üstümüze,  Allah'a davet eden bulundukça şükretmek vacip oldu bize)  Medine halkı, Resûlüllah (s.a.s.)'in gelişinden duyduğu sevinci, hiçbir şeyden duymamıştı.
Hicretle, 23 yıl süren peygamberlik devrinin 13 yıllık "Mekke Devri" sona ermiş, 10 yıllık "Medine Devri" başlamıştır.
Yine Sevgili Peygamberimiz, Mekke'den gelen göçmenlerle Medine'li Müslümanlar, yani "Muhacirler" ile "Ensar" arasında kardeşlik kurmuştu. Bu kardeşlik esasına göre, Medine'li Müslümanlar mallarının yarısını göçmen kardeşlerine vermişlerdi ki, tarihte bu dayanışma ve yardımlaşmanın bir benzerini daha göstermek mümkün değildir. Böylece, Medine şehrinde ilk İslâm topluluğu, kardeşlik ve dayanışma temelleri üzerine oluşmaya başlamıştır.  Böylece Hicret, ilk Müslümanların, sıkıntılı günlerden kurtulmalarına ve kardeşlik esası üzerine kurulan toplum hayatına kavuşmalarına vesile olmuştur.  Ayrıca İslâmiyet, Mekke şehri hudutları dışına Hicret'le taşmış ve bu güneş, dünyaya Medine ufuklarından yayılmıştır. . Bu itibârla olaydan 17 yıl sonra, Hz. Ömer'in halifeliği esnâsında, Hz. Peygamber'in hicret ettiği yılın 1 Muharrem'i olan 16 Temmuz 622 tarihi "Hicri-Kamerî Takvim" için "takvim başı" olarak kabul edilmiştir
Hicret, Peygamber(sav)’ın  diliyle;  Allah’ın yasaklarından kaçmaktır[4] Hicret, müminlerin kendi içini fethetmesi, her türlü küfür, şirk ve nifak, sille tokat dışarı atması, karanlıktan nura çıkmasıdır.
 Hicret, İslam davasının hedefe ulaşmasında bir dönüm noktasıdır.   İnsanı inanmaktan ve inancının gereklerini yerine getirmekten alıkoymanın mümkün olmadığı hicretle gösterildi. Tenin aç bırakılabileceği, bedenin zincirlere vurulabileceği, dillerin susturulabileceği, ellerin bağlanabileceği fakat kalplerin ve haykıran gönüllerin susturulamayacağı hicret ile ortaya konuldu
Hicret, zulme boyun eğmeme iradesi, zilleti kabul etmeme ve bu yolda her türlü fedakârlığa katlanabilmedir. İyiliği hâkim kılma mücadelesi, İslam’ın damgasını zamana ve mekâna vurma gayretidir.  Hicret aftır, müsamahadır. Kılıç sallayana bir demet gülle karşılık vermedir. Şiddete karşı mülâyemet, hiddete karşı tebessüm, afta cömertliktir. Başkası adına candan vazgeçebilmenin tarihteki eşsiz fedakârlık ve samimiyet örneğidir. Hicret, hasmından intikam almayı değil, ona İslam”ı anlatmayı ve onu kazanmayı üstün tutmaktır. Dağınıklıktan, bölünmüşlükten, ayrılıktan, nifaktan, fitne ve fesattan bıkıp usanmış olanlara Rasulullah’ın uzattığı bir eldir
 
Değerli dostlar..… Her daim küfürden islama , kötülükten iyiliğe, günahtan sevaba, isyandan itaate hicret etmeli haramlara elveda demeliyiz,Hayatımız  boyunca Ensar ve Muhacir kardeşliğini ilke edinmeliyiz
Selam ve dua ile .                                                                                                             09/01/2009
                                                                                                                                      Gençağa EREN

 

 
[1] [1](Enfâl, 30) 
[2] Tevbe, 108
[3] İbn-i Mâce, Sünen, C. 1, S. 
      343. (Hadis No: 1081) 
[4] -Tecridi Sarih Tercümesi cilt 1 N:10
 

MKPortal C1.2 rc1 ©2003-2008 mkportal.it