Son mesaj - Gönderen: edise - Çarşamba, 20 Haziran 2018 18:48
Sitemiz 10 yılı aşkın bir süredir köyümüze hizmet vermekte. Sosyal ağlar kullanılmaya başlanalı cazibesi ilk yıllardaki gibi olmazsa bile bir arşiv görevi üslenmiştir. Bu hizmeti emek sarfederek acizene veriyor olsakta, mali sponsorlarımıza teşekkürü bir borçbiliriz. Yeni resimler ve köşe yazılarınzı gönderebilirsiniz.
MEVLİD KANDİLİ
nsanlık tarihinin en karanlık, en sıkıntılı çağı altıncı ve yedinci asırlardır. İnsanlık gün geçdikçe nefsini neslini geleceğini ve beklentilerini kendi elleriyle uçuruma yuvarlıyordu. Onun bu tehlikeli haline dur diyecek, onu kurtaracak bir el de yoktu. Her geçen gün insanlık âlemi biraz daha felakete sürükleniyordu. Bu iki asırda, insan, yaratanını tamamen unutmuş, kendini de unutmuştu.manen felç olmuştu. Nereden geldiğini, nereye gittiğini,sorumluluğunun ne olduğunu,değerini,değerleri ve akılları hayrette düşüren kâinatın yaratılış sebebini düşünmek bile istemiyordu.
İnsanlar artık, iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı, hak ile batılı ayırt edebilecek kabiliyete de sahip değildi.Gözlerini kör etmişti.Kör gözüyle güneşi inkara kalkışmıştı.Peygamberlerin sözleri çoktan unutulmuş, getirdikleri semâvi kitaplara beşer parmağı karışmış ve ilâhi kelâm olma vasfını tamamen kaybetmişti.İnsanlar, kendi elleri ile yaptığı putlara tapıyor ve onlardan medet umuyorlardı. Halbuki çok iyi biliyorlardı ki, o cansız varlıklardan hiçbir menfaat gelmez, yerlerinden kıpırdayacak güçleride yoktu.Zamanın güç örgütü leş birleşenleri Allahın evini yıkmaya çalışıyordu.Yine bu iki asırda putperestliğin yanında bir kısım insanlar taşlara, ağaçlara, yıldızlara, Ay’a, Güneş’e ve hayvanlara tapıyorlardı.Hasılı Arap Yarımadası’nda zulümler, rezâletler, hurâfeler ayyuka çıkmıştı. Hak, hukuk, adâlet kavramları tarihe karışmış, güçlü zayıfı eziyor, kız çocukları diri diri toprağa gömülüyordu. Bu canavarca yapılan işlerden de pişmanlık duyulacağına bilâkis zevk alınıyordu.
Hayatın gayesi, yaratılışın mânâsı silinmiş, yok olmuştu. Herşey mânâsız başıboşluk ve hüzün örtülerine bürünmüştü.Ruhlar birşey bekliyor, bir nurun zulmet perdesini yırtmasını içten içe hissediyordu.O vahşet devrinde kâinat ufkundan bir güneş doğdu. Bu güneş âhirzaman Peygamberi Hz. Muhammmed Aleyhissalâtü Vesselam idi. Her taraf zulmet içinde iken Yüce Rabbimiz bizlere acıyarak âlemlere rahmet olarak sevgili Peygamberimizi bu mübarek gecede bizlere gönderdi.
On bir aydan beri hasretini çektiğimiz Rebi’ul-evvel ayına kavuşmuş bulunuyoruz. Rabbimize ne kadar şükretsek yine de azdır.Bu mübarek ayda kavuştuğumuz nimetler o kadar büyüktür, o kadar kıymetlidir ki; başka hiçbir ayda kavuşmuş değiliz bu nimetlere.Bu nurlu ayda âlemlere rahmet olarak gönderilen sevgili Peygamberimiz aleyhisselam dünyamızı ve bütün kâinatı şereflendirdi. Doğudan batıya bütün âlemin nurlara büründüğü, İlâhi değişimin tecelli ettiği o gece neler oldu neler?Evet, bu işaret her türlü küfrün, zulmün, şirkin ve her türlü bâtıl inanç ve âdetlerin parçalanıp yok olması, imanın, nurun ve hidâyetin kâinatı aydınlatması için gönderilmiş bir Peygamber idi.
Aynı gece Kabe'de tapılmakta olan cansız putların çoğunun başaşağı devrildiği görüldü.
Aynı gece Kisra sarayının beşik gibi sallanıp on dört balkonunun parçalanıp yerlere düştüğü öğrenildi.
Sava'da mukaddes tanınan gölün suyunun çekilip gittiği görüldü.
Bin senedir yakılan ve söndürülmeyen mecusi ateşinin sönüverdiği müşahede edildi.
Bütün bunlar işaret ve alamettir ki, yeni dünyaya gelen zat ateşe tapmayı, puta tapmayı kaldırıp, Fars saltanatını parçalayarak Allah'ın izni olmadan kutsal tanınan şeylerin kutsallığını ortadan kaldıracaktır.(1)
İşte bu geceye Veladet-i Nebi gecesi diyor ve onun bütün kalbimizle, ruhumuzla her sene yeniden yâd edip kutluyoruz. Bütün kâinatla bu geceyi karşılayarak onun âleme teşrifine kıyam ediyoruz. Tarihin seyrini, hayatın akışını değiştiren bu eşsiz olay, dünyayı yerinden sarsan değişimlerin en büyüğü idi.İşte insanlığın akıl ve kalbinde düğümlenen "Necisin, nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun?" sorularını, düğümlerini çözüp kâinatın Sahibini ilân ve ispat edecek bir zatın teşrifi sadece insanların ruh ve kalbinde değil, diğer varlıklarda, hattâ cansız eşyada bile yansımasını bulacaktı.
Getirdiği ebedi nura, açtığı saadet caddesine ve sünnet-i seniyyesine yeniden sımsıkı sarılmak ve Mevlid Kandilini vesile ederek ona yeniden biatimizi, bağlılığımızı tazelemek ne yüce bir şeref ve ne büyük bir saadettir.Yüce Rabbim bizleri sevgili Resulünün şefaatine nail eylesin.
Yeryüzündeki bütün Müslümanların, bu nurlu gecenin kıymetini çok iyi anlamaları ve değerlendirmeleri gerekir. Büyüklerimizi ziyaret etmeliyiz, kandillerini tebrik etmeliyiz. Çocuklarımıza bu gecenin önemi anlatılmalı ve sebeb-i hayatımız olan Peygamberimizin aleyhisselam sevgisi aşılanmalıdır.
İman edip onun ümmeti olan, onun sevgisi ile kalbini dolduran bütün müminler faydalanmalıdır. Onun sevgisi can simidi gibidir, tutunan kurtulur.Bu mübarek gecenin hepimize, cümle Müslümanlara ve bütün insanlara hayırlara vesile olmasını temenni ederim…selam ve dua ile .. 

Yaralanılan Kaynaklar:
1-İbn-i Sa'd, Tabakat, 1:102.
İbn-i Sa'd, Tabakat, 1:60.
A.g.e, 1:162-163.
Taberî Tarihi, 2:125; İbn-i Sa'd, Tabakat, 1:102.
A.g.e., 1:102.

 

MKPortal C1.2 rc1 ©2003-2008 mkportal.it